Plüton’un gezegen statüsü ile ilgili tartışmalar tekrar başladı.

Plüton, 1930 yılındaki keşfinin ardından 76 yıl boyunca Güneş Sistemi’nin dokuzuncu gezegeni olarak biliniyordu. Fakat 2006 yılında Uluslararası Astronomi Birliği’nin toplantısı sırasında alınan karar doğrultusunda, bir cismin gezegen olabilmesi için gerekli olan sonuncu şartı sağlamadığı için gezegen statüsünden çıkarılarak, o toplantıda bu gibi cisimleri sınıflandırmak için oluşturulan cüce gezegen grubuna dahil edilmişti.

Uluslararası Astronomi Birliği (IAU), yeni tasarladığı tanıma göre gerçek bir gezegen üç kriteri karşılamalıdır:

Bir gezegen, yörüngesinde bulunduğu Güneş haricinde hiçbir cismin yörüngesinde bulunmamalıdır. (Bu madde ile gezegenlerin sahip olduğu bütün uydular dışarıda kaldı.)

Bir gezegen, küre veya çok yakın bir şekle sahip olmalıdır. Bu da cismin ne kadar büyük olduğu ile ilgilidir. Fakat aynı zamanda çok büyük çapa sahip olup, bir yıldız gibi çekirdek füzyon reaksiyonları bulunmamalıdır.

Bir gezegen, kendi komşu çevresi içerisinde baskın cisim olmalıdır. Yani komşu çevresinde ona benzer kütleli başka cisimler bulunmamalıdır.

Plüton yukarıdaki son madde dolayısıyla gezegen statüsünü kaybetmişti. Çünkü bulunduğu bölgede büyük kütlelerde birçok cisim bulunmaktadır.

Birçok gökbilimci, çeşitli nedenlerle  IAU’nun Plüton kararına itirazda bulundu.İtirazların başlangıç noktası ilk madde oldu. Çünkü ilk maddede yer alan Güneş ifadesi dolayısıyla Samanyolu Galaksisi içerisindeki birçok dış gezegen, sınıflandırma dışı kalıyor. Ve karşımıza oldukça absürd bir durum ortaya çıkıyor.

Ayrıca, New Horizons misyonunun baş araştırmacısı Alan Stern de dahil olmak üzere birçok araştırmacı son maddenin saçma olduğunu düşünüyor. Stern, yaptığı açıklamada, IAU’nun kararının, “Güneş Sistemi’nin gezegensel istikrarını yönetilebilir bir sayıya indirgemek” gibi bilim dışı bir arzundan kaynaklandığını belirtti.

Alan Stern, New Horizons uçuşunu anlattığı kitapta son maddenin nasıl sıkıntılara yol açabileceğini ve gezegen olmanın geçmişte farklı günümüzde farklı olmaması gerektiğini şu şekilde açıklıyor:

Bu kriter kesin değildir ve pek çok sınır durumun ortaya çıkmasına neden olur, ancak daha da kötüsü, potansiyel bir gezegenin gerçek fiziksel özellikleri yerine çevresinde bulunan cisimler ile sınıflandırmak. Bu, çok tuhaf ve saçma bir sonuca yol açıyor. Örneğin, Dünya’nın ilk 500 milyon yıllık tarihi için bir gezegen olmadığı anlamına geliyor, çünkü o zamanlar gezegenimiz enkaz yığını arasında dolaşıyordu. Ayrıca Dünya günümüzdeki yeri yerine Asteroid Kuşağı içerisinde olsa bir gezegen olamayacaktı.

Stern ve aynı görüşü savunan diğer astronomlar, çok daha basit bir jeofizik gezegen tanımının kullanılması için görüş belirtiyorlar. Ve gezegen tanımı şöyle: “Gezegenler, yıldızlardan daha küçük olan küresel şekle sahip cisimlerdir.

Bu tanıma göre, Plüton, Ceres ve Eris gibi diğer cüce gezegenler, Jüpiter’in Europa, Ganymede, Io, Callisto ve Satürn’ün uydusu Titan gibi büyük uydular gezegen olarak kabul ediliyor. Günümüzde jeofiziksel tanımın kullanılmasına karar verilmesi durumunda, güneş sisteminin gezegen sayısı kolayca 100 ‘ün üzerine çıkacaktır.

Daha fazla söz sahibi astronomun bu tartışmaya katılmasıyla, önümüzdeki dönemde hem 2006 yılında alınan maddeler ve jeofizik tanımının ortak noktası bulunarak, yeni bir gezegen tanımı belirlenebilir.

 

LEAVE A REPLY